2305 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu rivayetlerin ekserisini
Buhârî «Kitabu'r-Rıkâk»'da, Ukbe rivayetini «Kitabu'l-Meğazî»'de, Ebû Hureyre
rivayetini de «Kitabu'l-Müsâkat'da tahric ettiği gibi, diğer sünen sahipleri de
muhtelif bahislerde rivayet etmişlerdir.
Havz : İçerisinde su
toplanan yerdir. Burada ondan murad cennet kapısındaki Havz-ı Kevser'dir. Bu
havz mü'minler için hazırlanmış olup, halen mevcuttur. Bâzıları Havz-ı
Kevser'in sırattan sonra geldiğini, bir takımları da bunun aksini iddia
etmişlerdir. Sahih olan şudur ki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in iki
tane Havz-ı Kevser'i vardır. Bunların biri Cennetin içinde, diğeri dışındadır.
Dışındakinin suyu oluklarla içerdeki havzdan gürül gürül akar. Dışardaki havzın
yeri mahşerdir. Yani sırattan öncedir. Havz-ı Kevser'in Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem)'e mahsus olduğu şöhret bulmuştur. Fakat Tirmizî'nin Hz. Semûra'dan
merfu' olarak rivayet ettiği bir hadîste ;
«Her Nebinin bir havz'ı
vardır.» buyurulmuştur. Bu hadîsin mürsel bir rivayetini îbni Ebi'd-Dûnya sahih
bir senedle tahric etmiştir. Onda şöyle buyurulmaktadır :
«Her Nebinin bir havzı
vardtr. Nebi havzınin başında elinde sopa ile durur, ümmetinden tanıdığı
kimseleri davet eder. Dikkat edin kî, Nebiler tâbiierinin çokluğu ile iftihar
ederler. Ben tâbilerimİn hepsinin tâbilerinden çok olmasını ümid ederim.» Bu
hadisi Taberânî dahî Hz. Semûra'dan mevsul ve merfu olarak tahric etmiştir.
Yalnız isnadında gevşeklik vardır. Hadîs sabit ise Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'e mahsus olarak yine Kevser kalır. Çünkü Kevserin bir eşinin başka bir Nebiye
verildiği nakledilmemiştir. Allah Teâlâ Kevser Sûresinde Resûl-i Ekrem'ine
kevseri verdiğini bildirmekle imtihanda bulunmuştur.
Havaric tâifesi ile
Mutezileden bâzıları Havz-ı Kevser'i inkâr etmişlerdir. Bunlar mütevatir
hadîslere ve selefin icmâına, halefin mezheb imamlarına muhalefette
bulundukları için delâlete düşmüşlerdir. Kaadî İyad diyorki: «Hadîsin zahirine
göre Havz-ı Kevser'den içmek, hesap görüldükten ve cehennemden kurtulduktan
sonra olacaktır. Arkasından bir daha susanmayacak hal budur. Bâzıları ondan
ancak cehennemden selâmet bulan kimselerin içmesi mukadder olduğunu
söylemişlerdir. Ama bu ümmetden olup da ondan içen, sonra cehenneme girmesi
mukadder olan bir kimsenin orada susuzlukla azab görmemesi, azabının başka
suretle olması ihtimali de vardır. Çünkü zahire bakılırsa ondan bütün ümmet
içecek, yalnız dinden dönüp de kâfir olan içemeyecektir.»
Görülüyor ki, Havz-ı
Kevser'in uzunluğu ve genişliği hakkında muhtelif mikdarlar beyan edilmiştir.
Bunların en büyüğü havzın bir aylık yol kadar uzun, en küçüğü ise üç günlük yol
mesafesinde olduğunu göstermektedir,
Kaadî İyad bu hususta da
şunları söylemiştir: «Bu çeşitli takdirlerden ileri gelmiştir. Bir hadîste vâki
olmuş bir ihtilâf değildir ki râvilerden gelme bir ızdırab sayılsın. Bilâkis
birçok sahabenin rivayet ettiği muhtelif hadîslerde vâki olmuştur ki: Bunların
yerlerinin de muhtelif olduğu bildirilmiştir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) her defasında havzının büyüklüğüne hatırına gelen bir ibare ile misal
veriyor. Bunu birbirine uzak memleketlerle canlandırarak zihinlere
yaklaştırıyordu. Yoksa hakikî mesafeyi kasdetmezdi. İşte manâ cihetinden
muhtelif olan rivayetlerin araları böyle bulunur.»
Ulemâ Havz-ı Kevser'in
uzunluğu ne ise genişliğinin de o olduğunu söylemişlerdir.
Havz-ı Kevser'in
maşrabalan hakkında da muhtelif beyanlar vârid olmuştur. Ezcümle bunların
gökteki yıldızlar gibi oluşu dikkati çekmektedir. Çünkü buradaki teşbih hem
kemiyyet, hem keyfiyet cihetinden yapılmış olabilir. Yâni Havz-ı Kevser'in
maşrabaları parlaklık cihetinden de, çokluk cihetinden de gökteki yıldızlara
benzetilmiş olabilir.
Nevevî'ye göre burada
maksad kapların çokluğudur. Yani Havz-ı Kevser'in maşrabaları sayı itibariyle
gökteki yıldızlardan çoktur.. Buna aklen veya şer'an bir mâni yoktur. Bilâkis
şeriat bunu te'kid etmiş Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
«Havzımın kaptan
gökyüzünün yıldızlarının sayısından daha çoktur.» buyurmuştur.
Kaadî İyad bu ifadeyi
sayı çokluğuna işaret görmektedir. «Filân adam sopasını elinden bırakmaz» sözü
nasıl mübalâğa için söylenir ve yalan sayılmazsa, haber verilen şey çok olduğu
zaman mübalâğa yapmak da şer'an yalan sayılmaz. Meselâ: Birine bir şeyin çok
söylendiğini ifade için: «Bunu sana bin defa söyledim» denilir. Bundan maksad
bin adedi değil, çokluktur. Ancak haber verilen şey son derece çok değilse o
zaman bu gibi mübalâğalar caiz değildir. Fakat Nevevî bu mütalâaya tarafdar
olmamış «Doğrusu birincisidir» diyerek kabların sayı itibariyle yıldızlardan
çok olduğunu tercih etmiştir.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in Uhud şehidleri üzerine cenaze namazı kılmasını Nevevî dua
etmiştir diye tefsirde bulunmuşsa da Hanefîler'e göre sadece dua okumuş değil,
cenaze namazı kılmıştır. Bu husûsda hadîsin bir rivayetinde: «Dirilerle ölülere
veda eden gibi hutbe okudu» denilmiştir. Bunun manâsı: Uhud şehidlerine giderek
onların üzerine cenaze namazı kıldı. Sonra onlara veda ederek Medîne'ye döndü
ve dirilere Veda hutbesi okudu, demektir.
Rivayetlerin birinde geçen
«Karanlık açık bir gecede...» tâbirinden murad bulutsuz, fakat ay karanlığı bir
gece demektir. Böyle ay doğmamış bulutsuz gecelerde yıldızlar daha çok
görünürler. Ay doğarsa onun ışığından birçok yıldızlar görünmez. Diğer bir
rivayette :
«Ben havzımın kenarında
Yemenliler için insanları koğacağm.» buyurulmuştur ki, bundan murad başka
insanları koğarak Yemenlilerin gelmesine yol açmaktır. Yemenlilere gösterilecek
bu ikram ve mükâfat'ın sebebi ilk müslümanlardan oluşları, güzel harekette
bulunmaları ve ensârın esas itibariyle Yemenli olmalarıdır. Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in herkesten önce havz-ı kevserin başına varması
ise bütün ümmeti için büyük bir ni'met ve ikramdır. Çünkü farat geleceklere şu
ikramda bulunmak için bir yere ilk varan kimsedir.
Kıyamet gününde birçok
kimselerin havz-ı kevsere yaklaşmışken araya bir hâil girerek ondan
içemiyecekleri ve Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
«Bunlar benim
ümmetimdendir dediği halde kendisine: Sen onların senden sonra neler icad ettiğini
bilmezdin...» diye mukabele edileceğini bildiren rivayetler hakkında Kaadî İyad
şöyle demektedir: «Bu ibare havz-ı kevserden içemiyeceklerin dinden dönen
mürtedler olduğunu söyleyenlere delildir. Bundan dolayıdır ki Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) böyleleri hakkında :
«Uzak olsunlar! Uzak
olsunlar!» buyurmuştur. Ümmetinin günahkârları hakkında o böyle bir söz
söylemez. Bilâkis onlara şefaat eder. Hallerine üzülür. Bâzıları bunların iki
sınıf olduğunu söylerler. Birisi İslâm'dan değil de istikâmetten dönmüş âsi
mürtedlerdir. Bunlar salih amelleri kötülüklerle değişenlerdir. Diğeri
hakikaten küfre dönen mürtedlerdir. Tebdil ismi bunların ikisine de şâmildir,»
Bu rivayetlerde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)''in istikbâle ait
birçok mucizeleri vardır.